Altınoluk ve çevresinde…

01Eki09
Etiketler:, , , , ,

zeytin

Hasanboğuldu

Ayvalık seyahatinden sonra, Altınoluk çevresini ve Assos’u keşfetmeye karar verdik. Yine köyde yaptığımız kahvaltının ardından Hasanboğuldu’ya gitmek için Akçay taraflarına yollandık. Epey aradıktan sonra öğle saatlerinde Hasanboğuldu’ya varmıştık. Hava sıcaklığı birden otuzbeşlerden yirmili rakamlara geriledi. Suya soktuğumuz ayaklarımız buz keserken ağaç gölgesinde kitaplarımıza gömüldük. Arabada klimaya rağmen yaşadığımız bunaltıcı saatlerden sonra o kadar iyi geldi ki anlatamam.

Bir kaç saat sonra açlık birden bire bastırdığında biz hala kitap keyfindeydik. Su kenarından girişte gördüğümüz restorana doğru yollandık. Bu arada “Hasanboğuldu gölüne gider” diye bir levha görmemizle biz saatlerdir neredeyiz diye birbirimize bakakaldık.

Hemen tabelayı izlemeye koyulduk. Bu sırada piknik yapanların mangal kokularını duydukça daha da acıktığımızı söylemeliyim. Dağ başına kurulan köylü pazarı şaşkınlığımızı daha da arttırdı. Türlü türlü kekiklerin, zeytinlerin arasından geçip levhaları takibe devam ettik. 10 dakikalık bir yürüyüşün ardından 2 metreden biraz daha derin bir gölete geldik. İnanılır gibi değildi. Su cam gibi parlıyordu. Kocaman bir yazı ile “içme suyudur yüzülmez” levhası dikkatimizi çekti. Zaten o büyüklükteki bir yazı dikkatimizi çekmeseydi arkamızdaki kalabalık gruptan birisinin ayağını suya sokmaya kalkmasına bağıran bekçi konuya dikkatimizi çekecekti. Bulunduğum kayanın üzerine uzanıp kafamı suya sokarak kana kana su içtim. Çok garip bir duyguydu. Geri dönerken köylü pazarından dokuz çeşit kekik ve envai çeşit ot aldığımızı söylemeliyim.

Girişteki lokantada kiremitte alabalıklarımızı yerken ağaçların kokusunun ve temiz havanın keyfini çıkarttık.

Yemeğin ardından Assos’a gitme planları yaparken saatle yüzleştik. Vakit ne zaman o kadar ilerlemişti? Assos planını iptal edip, Küçükkuyu’daki zeytinyağı müzesini gezmeye karar verdik.

Zeytin

Adatepe zeytinyağı müzesini gezmek pek vaktimizi almadı. Açıkçası daha farklı şeyler göreceğimi zannediyordum. İstanbul’daki Rahmi Koç Müzesi’nde bulunan zeytinyağı fabrikası çok daha bilgilendirici.

Müze ilgimizi çok çekmeyince kardeşimden çok duyduğum Zeus Altarı’na gitmek için tekrar yola koyulduk. Zeus Altarı’na vardığımızda bizi başka bir gerçek daha bekliyordu. Altar, Adatepe köyünün girişindeydi ve Adatepe köyü 250 -300 senelik evleri ile sit alanı ilan edilmiş, şimdiye kadar gördüğüm en güzel yerlerden birisiydi. Önce Zeus Altarı’na kadar yürüyüp bütün Edremit körfezini seyrettik. Eskiden zeytin ağaçlarının yükseldiği körfezin taştan bir görünüme bürünmesine hem üzüldük hem de şaşırdık. Geçimlerini zeytincilikten kazanırlarken nasıl olup da zeytinleri kesip ev yapıyorlardı? Bu altın yumurtlayan tavuğu kesmek değil miydi?

Gerçi altın demek oralarda başka bir konuyu açmak anlamına geliyor. Bergamalıların ucuz atlattıkları olayı biliyorsunuz: siyanürle altın arama. Bu güzelim yerler aynı tehditle boğuşuyor şu günlerde. Siyanürle altın aramak için kolları sıvayanlara karşı kampanyalar düzenleniyor bütün körfezde. Her yerde bununla ilgili afişler görmek mümkün.

Adatepe köyünün sokaklarında uzun uzun dolaşıp akşam serinliğini hissettik. Meydandaki kahvede soluklanıp, son günlerde içtiğim en lezzetli limonatanın tadına baktık. Güneş İda dağının arkasında kaybolurken biz koruma altına alınan zeytin ağaçlarının arasından, kafamızda bahsettiğim sorularla evimize dönüyorduk.




“Altınoluk ve çevresinde…” için 8 Yorum yapılmış.


  1. 1 artun 02 Eki 2009 08:47

    Nihayet birşey yazmışsınız… :)

  2. 2 shebnnem 02 Eki 2009 10:03

    altınoluk akçay güre …. hersene bıkmadan usanmadan gittiğimiz gezdiğimiz konakladığımız yer…. insanın yeryüzü cenneti demek az değil bence… hatta öyle çok seviyoruz ki bu yıl tatilimiz sırasında bi devretatil dahi satın aldık oksihen cennetinden …Sevgiler.. ah bu arada bazen sitesine ulaşılamıyor bilginize :D

  3. 3 çiğdem aydın 06 Eki 2009 12:29

    hasanboğulduda mangal yakılması yasaklanmalı. yazın gittiğiniz zaman kömür ve et kokusundan geçilmiyor. doğa harikası bir yerin mangal ile harcanmasına üzülüyorum.
    türk halkı piknik yapmayı malesef bilmiyor.

  4. 4 Özge 07 Eki 2009 09:25

    Devletşah merhaba,

    İşlerinin yoğunluğundan bahsetmiştin gerçi ama ben de artun gibi zincirin kırılmak üzere olduğunu düşünmeye başlamıştım :)

    Yeni bir yazı görmek çok güzel, ihmal etme okurlarını, belki sitem etmek hakkımız değil ama alıştırdın bizi ne yapalım :)

    YemekNameyi bekliyoruz, sevgiler…

  5. 5 Özge 07 Eki 2009 09:26

    YemekName çıkmış bile! :)

  6. 6 yasemin 11 Eki 2009 23:03

    http://www.idefix.com/kitap/adatepe-oykuleri-mahmut-boynudelik/tanim.asp?sid=FJQNIUBXC68HMKC7J9BI

    merhaba devletşah,

    adatepe benim de çok sevdiğim bir yer. orayı görmüşken bu kitabı okumak hoşuna gidebilir diye düşündüm: adatepe öyküleri-mahmut boynudelik

  7. 7 Hansa 11 Eki 2009 23:22

    Bütün yazıyı zevkle okudum.Ama o kayanın üzerinden berrak suya gömülüp kana kana su içme görüntüsü beni 20 sene öncesindeki köyüme götürdü.Saatlerce yürürdük o berrak sudan içmek için sınırsızca.bizim oralarda “göze” denir kaynak suyuna…..

  8. 8 ada 19 Kas 2009 16:53

    benim memleketimden bahsetmeniz ve beğenmeniz çok hoşuma gitti. bizlere olağan gelen (doğa, manzara ve zeytin ağaçlarının) şeylerin sizlerin bakış açısıyla çok farklı geliyor. maalesef betonlaşma yüzünden çocuklarımız bizim kadar şanslı olmayacak belkide…. yolunuz buralara düştüğünde bir kahve içmeye bekleriz midilliye karşı sevgiler:)

Yorum yapın