Arşiv

"Türkçe Sözlük" Kategorisi

Sûfî

Sûfî i. (Ar. şūf ¨yün¨ ve nispet eki -i ile sûfî) Tasavvufa inanan, tasavvuf ehli kimse, derviş, mutasavvıf Bişr b. Hâris, “Sûfȋ, Allah için kalbini saf hale getirmiş olan zattır.” demiştir (Taarut Terc.). Gönül âyînesin sûfȋ eğer eder isen sâfî Açılır sana bir kapı ayân olur cemâlullah (ilahî) Şu halde dinin îmân ve ahlakla, yani …

Kuşhâne

KUŞHÂNE i (kuş ve Fars. hâne “ev, yer ” ile ķuş-hāne) İçinde süs kuşları beslenen ve üretilen yer: Son ihtiyarlık yıllarında kuşlara pek merak sardıran ve köşkte büyük bir kuşhâne kuran paşa hasta bir saka kuşunu Nûrefşana vermişti Peyâmi Safâ. târih. Osmanlı sarayında pâdişâhın yemeğini hazırlayan enderun mutfağı: Pâdişah yemeği sarayın büyük mutfaklarından çıkmaz, kuşhâne …

Diş Kirası

DİŞ KİRÂSI Eski ramazanlarda saray ve konaklarda yapılan iftarlardan sonra misafirlere verilen hediye veya para ['İftarımıza geldiniz, dişleriniz aşındı, teşekkür ediyoruz' anlamına gelen zarif eski bir Türk adetidir.] Verdiğin bûseler la’l-i lebinden İftâr-ı vaslının diş kirâsıdır(Dertli). İftâra gelen fukarâya ise hâline münâsip bir miktar para diş kirâsı olarak verilirdi (Musâhipzâde Celâl). Ve şehrin varlıklık âilelerinin …

  • Cansu K.
    Misafirlerin dişinin yorulması gibi nazi
  • elif
    Bende iki sene önce öğrendim diş kirası

Misâfir

MİSÂFİR – MÜSÂFİR i. (Ar. sefer > musāferet ‘bir yerden bir yere gitmek, yolculuk etmek’ten musāfir yolcu) [kelimenin 1. anlamı Türkçe'de ortaya çıkmıştır.] Görüşme, ziyâret vb. amaçlarla birinin evine veya bir yer gelen ve geçici olarak kalan kimse, konuk, mihman: İki günden beri orada misafirdi. Reşat Nur Güntekin Bir gece misafirim olsan yeter Dolar odama …

Kıylükal – Kîlükal

KIYLÜKAL – KÎLÜKAL [l ince] i (Ar. ķĩle > ķĩl “denildi” ve ķãle > ķãl “dedi” ile ķĩl ü ķãl) Dedikodu, boş söz: Bilmişim dünyâ hâlini terk ettim kıylükālini Baş açık ayak yalını çağırayım Mevlâm seni (Yunus Emre). Aşk imiş her ne var âlemde İlm bir kıylükāl imiş ancak (Fuzûli). Erenler elinden dolu içildi Ol …

Çarşamba Karısı

ÇARŞAMBA KARISI Masallarda geçen ve çocukları korkutmak için kulanılan büyücü, cadı tipi: Çünkü o taktirde hayatım masallardaki çarşamba karısı ve çocuk anasının hayatı gibi karmakarışık bir saç kümesi içinde geçecekti Reşat Nuri Güntekin. Köylülerin her birisi bir şey diyordu. Kimi sarı saçlı periden, kimi dört başlı devden, kimisi de hortlaktan haber veriyorlardı. Süleyman Dayı, çarşamba …

Kiş

KİŞ i. (Fars. kiş) Satrançta oyunculardan birinin bir taşı zorlaması ve bunu haber vermek için söylediği söz: Ey mîr-i ferzâne-sıfat sğrdğn piyâde üzere at / Esrâr’ı ettin kiş ü mât şâhım sen ol devletle sağ Esrar Dede. KİŞ i. (Fars. kiş) Din, mezhep Kâfir-kiş: Mezhebi küfür olan. Zulüm-kiş: Zâlim: Da’vâ-yı îman edersin ey gönül / …

MUHARREMİYE

MUHARREMİYE i. (Ar. muharremi “muharremle ilgili”den muharremiye) Hicrî senenin başlangıcı olan muharrem ayının birinci günü yapılan yeni yıl tebrikleşmelerinde verilmesi âdet olan bereket parası, yılbaşı bahşişi. edeb. Muharremi kutlamak maksadıyle yazılıp büyüklere sunulan manzûme: Enderunlu Vâsıf’ın bahara tesâdüf eyleyen 1217 senesi için yazdığı ve III. Selîm’e takdim ettiği muharremiyeden bir parça aşağıya naklediyorum (Tâhrü’l-Mevlevi). edeb. …

Elti

ELTİ i. (kökü belli değildir.) Kardeş hanımlarının birbirerine göre akrabalık adı, bir kadına göre kayınbiraderinin karısı: Ortak gemisi yürür, elti gemisi yürümez (Atasözü). Annem eltisini hiç sevmezdi. (Samiha Ayverdi).

  • beyza
    eltim 3 yaş büyük benden çocugu yok konu
  • bule
    AŞKIN ÜZERİNDEN ÇEKİN ELLERİNİZİ..!
  • bule
    ben evlilik deyince sadece iki kişi akla
  • Tüm Yorumlar

Zekat

ZEKÂT i. (Ar. bereket, fazlalık; temizlik) İslâm dininin beş şartından biri olarak, sâhip olunan ve belli bir miktârı aşan mal ve paranın yoksullara dağıtılması gereken kırkta biri ve bunun yoksullara dağıtılması işi: Hublar âşık-ı biçâreye rahm etmezler / Yok o bi-rahmların var ise dininde zekât Ruhi-i Bağdadi. Zekât öyle bir vergidir ki onunla rızv-yı Bâri …

Sûde

Sûde sıf. (Fars. suden ¨sürmek¨ten sûde) Sürülmüş: Cebîn-i tazarru’u niyazım sûde-i hak-i secde-gah ola (Nergisî’den). Kimisi dedi atlas-ı çarha / Zer-sûde ile verdiler tamga (Nabi).

Page 1 of 81234