Bir varmış…

Bir varmış…

Bir varmış…

‘Bir varmış bir yokmuş… Evel zaman içinde kalbun zaman içinde develer tellal pireler birşeyken bir Sûfî varmış. Bir küçük kurt varmış. Bir köpekbalığı varmış. Bir büüüüyüüüük, kocaman kurt varmış. Bir abi Sûfî varmış. Bir tavşan varmış. Bir nemo varmış. Bir de nemonun babası varmış. Bir de abi Sûfî varmış. Bir de annesi varmış. Bir de babası varmış. İşte masalda böyle bitmiş…’

Duyduğumda kulaklarıma inanamadım. Büyümüş de masal anlatmaya başlamış. Masalı anlatmaktan çok yaşıyor gibiydi… ‘Kurt varmış’ derken gözlerini kocaman açıyor. Sesini kalınlaştırıyor. ‘Abi Sûfî varmış’ deken parmaklarının ucunda havaya kalkıyor. Rüya gibiydi.

Çok değil bundan 6 ay önce tek tük bildiği kelimeyle derdini anlatmaya çalışırken, bugün masal anlatıyor.

Her gün sabahtan akşama bazen tek taraflı konuşup, anlaşılıp anlaşılmadığını bile bilmeden masallar anlatırken, bir sabah karşına dikilip ‘bir varmış, bir yokmuş’ diye başlayıverince okuduğun kitapların, söylediğin hiçbir sözün havaya uçup kaybolmadığını görüveriyorsun. Dünyada bundan daha güzel bir duygu yok…

Kalıcı bağlantı

Related Posts

Yorum yapın

YORUMU GÖNDER