Eğitim, Eğitimcilik ve Koro

Eğitim, Eğitimcilik ve Koro

Peinted Veil – Duvak” filminin müziğini ilk duyduğum an başka bir sahne gözümün önüne geldi. Birdenbire canlanan görüntüler 2005 yılında verilen Oscar ödül törenine aitti. Beyoncé ve erkek çocuk korosu Fransızca bir şarkı söylemişlerdi. Ekranda beliren yazı en iyi şarkı dalında aday olduğunu gösteriyordu. Bahsettiğim günden tam iki ay sonra film Türkiye’de vizyona girdi. Çok istememe rağmen gitmek maalesef kısmet olmadı… Daha sonraki günlerde her DVD alacağımızda sebepsiz şekilde “önce bunu alalım sonra onu da alırız” diyerek ikinci sıraya itildi. Duvak filminin yaptığı çağrışımla ertelemeye son verip nihayet filmi seyrettik.

Les Choristes - Koro - The Chorus

Olaylar 2. Dünya savaşını takip eden yıllarda yetimlerin gönderildiği erkek yatılı okulunda geçiyor. İşini pek sevmeyen bir müdür, “aksiyon – reaksiyon” mantığı ile yaptıkları her şey yüzünden cezalandırılan, cezalandırıldıkça da yoldan çıkan öğrenciler ve işe yeni başlayan eski bir müzisyen arasındaki ilişkileri anlatan film müzikleri ile sizi alıp götürüyor.

Film bittikten sonra aklıma ilk gelen şey tatlı dilin yılanı bile deliğinden çıkaracağı oldu. Tanıdığımız bir hanımın başına gelenleri hatırlayıverdim. Yeni taşındıkları mahallede apartmanlarının karşısındaki bakkal fazlasıyla asık suratlıymış. Bizim ahbap her gelip geçişinde kendisine selam verir ancak karşılık alamazmış. Bu olay belki bir belki bir buçuk yıl devam etmiş. Tam hatırlamıyorum ama bir gün bizim hanım dalgınlıktan mı yoksa başka bir sebepten mi selam vermeyi atlamış. O zaman bakkal efendi “Hayırdır … hanım bir şeyiniz mi var? Selam vermediniz de…” diye halini hatırını sormuş. Bazen, bazı işler uzun zamanlı emek istiyor dedim kendi kendime…

Birçok kişi için “Dead Poets SocietyÖlü Ozanlar Derneği” özel bir filmdir. Yeni nesil öğretmenlere ilham olduğunu bile düşünmüşlüğüm vardır. Bu başarının ardından pek çok benzeri film çekilmiş ama onun başarısını elde edememiştir. Benim ilk aklıma gelenler “Mona Lisa SmileMona Lisa Gülüşü” ve “ The Emperor’s Clubİmparatorlar Klubü”. Her ikisi de iyi oyuncuların oynadığı, okul yıllarında öğrencileri ile iletişim kurmaya çalışan hocaların hikâyesiydi… Fakat bende sadece kötü taklit izlenimi bıraktılar. “Les ChoristesKoroThe Chorus” da benzer konuya sahip olmakla birlikte “boynuz kulağı geçermiş” dedirten bir filmdi. Bir şarkının sözlerini anlamadan da ondan çok etkilenebilirsiniz. Bu şiir için geçerli değildir. İşte bu yönüyle benim gözümde Koro, Ölü Ozanlar Derneği’nin tahtına oturmuştur.

Les Choristes - Koro - The Chorus

Bu filmleri seyrettiğimde ister istemez böyle hocalar olup olmadığını düşünürüm. Aslında benim ve sınıf arkadaşlarımın dışında da böyle bir hocada okuma şansını yakalamış olanlar var mıdır diye düşünürüm. Elbette bizim edebiyat hocamız “Oktay Tuncer” 40 yıllık eğitim hayatında bizden başka binlerce çocuğun da öğretmeni, yol göstericisi olmuştur. Peki başka Oktay Tuncerler var mıdır? Yoksa John Keating, Clément Mathieu, Katherine Ann Watson da Supermen, Batman, Spiderman gibi hayal kahramanı mıdır diye düşünürüm…

Evet, bu konu üzerinde çok düşünürüm. Halı dokuma konusunda kendisinden daha pratik bir yol bulduğum için bütünlemeye bırakmaya kalkan resim hocamı, herkesin bir şeyler çalamayacağını anlayamayan müzik hocamı düşünürüm. Bana yeteneksiz olduğumu hissettirdiklerini, bu yüzden sanat ile ilgili hiçbir şey yapamayacağımı düşündürttüklerini düşünürüm. Sonra Oktay hocayı düşünürüm… Sınıfa getirdiği teypten bize dinlettiği Vangelis’i, şiirleri açıklarken tahtaya çizdiği resimleri, camdan sokağı seyrettirdiği dersleri düşünürüm. Hiçbir enstrüman çalmasam da müziğin bana bir şeyler hissettireceğini, resim yapamasam da bir tabloyu seyretmenin keyfine varabileceğimi, her gün yürüdüğüm Valikonağı caddesinin başka bir noktadan, yukarından ne kadar farklı göründüğünü, farklı bakış açılarının insana zenginlik katacağını hep o edebiyat derslerinde öğrenmişim. Üniversite yıllarımda Oktay hoca gibi bir hocam daha olsaydı şimdi kariyerimin nasıl olacağını da düşünürüm…

Düşünürüm, düşünürüm de eğitim sistemimizin düştüğü duruma üzülürüm. İmkânsızlıklara üzülürüm. Okumaya hevesli çocuklarına kitap bulamayan güneydoğudaki öğretmenlere üzülürüm. Bir kelime öğrettiği için kulu, kölesi olunacağına İstanbul’un orta yerinde öğrencilerinden dayak yiyen öğretmenlere üzülürüm… Cahilin adam sayılıp fikrinin sorulmasına, en çok da itibar göremeyen ilim ehlinin yurt dışına kaçıp gitmesine üzülürüm…

MicrocosmosÇayırın Sakinleri”, “Le Peuple MigrateurKuşlar Kanatlı Uygarlık” gibi filmlerin de bestecisi olan Bruno Coulais’in Koro filmi için yaptığı müzikleri dinlerken “Ne idik ne olduk!” diye düşünür, düşünür de işin içinden bir türlü çıkamam…

Linkler
Kalıcı bağlantı

Related Posts

8 Responses to Eğitim, Eğitimcilik ve Koro
  • deniz

    Nasil yani Oktay Tuncer? Devletsah yoksa okuldas miyiz? Sisli Terakki’li misin yoksa sen de? Oktay Hoca’nin okuldaki son senesinde ben de lise sondaydim, cok sevgiyle dolu, cok ilginc bir yil gecirmistik. Okuma zevkimi ‘takdir’ ettigini soylemisti ki aldigim en guzel iltifatlardan biridir.

  • Devletşah

    Evet kesinlikle okuldaşız… Ve benim de bugüne kadar aldığım en güzel iltifatlardan birisi yayınevini sorduğum bir kitap üzerine Oktay hoca’nın “senden adam olacak” demesidir.

    Bir de kompozisyon sınavından 94 almıştım… “Çevrene bakmaya ve yazmaya devam et” demişti. O zaman ne fotoğraf çekiyordum ne de yazı yazmak gibi bir isteğim vardı.

    Bu arada ben 93 mezunuyum…

  • deniz

    Devletsah ablam Defne’den bir sene sonra mezunmussun. Siz Nisantasinda okudunuz hep di mi, ben sadece ortaokul hazirligi orda okudum, ilkokulda Levent’teydim, bir sene Nisantasi surgununden sonra tekrar dondum Levent’e. Ben 2000 yilinda liseden mezun oldum. Sizin zamaninizda olan hocalarin buyuk kismi bize gelmemisti, okul cok daha az disiplinli bir yerdi ben okuldayken. Hatta bunun yuzunden ablamin pek cok arkadasi siz gercek Terakki’de okumadiniz diyor bana.

    Ben okulumu cok severdim, cok da zevkle okudum hala birisi bana hangi okuldansin diye sordugunda aklima universitem degil, Terakki gelir.

  • Müge

    Çok çok güzel bir yazı olmuş, doğma büyüme Å?işli’li olarak bir anda yine gençliğim(bende 93 Å?işli Lisesi mezunuyum bu arada 🙂 ), ve okul çıkışı Rumeli caddesinde gezmelerim aklıma geldi. Sadece 6 aydır Anadolu yakasında oturuyorum ama yıllardır görmemiş gibi özledim karşıyı.
    Yazı ile çok lgili bir yorum olmadı devletşahçım kusura bakma, yazın er zamanki gibi muhteşem, söylemeye gerek yok…

  • Fatma

    Merhaba,
    Ahh Ahh.
    Ben de ortaokul, lise ve üniversitenin ilk yılı olmak üzere 7 yıl çok sesli koroda yer almıştım. Hem çok zevk aldım, hem de çok faydasını gördüm. Kızım 9 yaşında Kültür Bakanlığı Çocuk Korosuna seçilince de çok sevinmiş ve evimden 40 km uzaktaki okula her cumartesi ve pazar sabahı çalışmaya götürmüştüm, hiç yüksünmeden. Ama kızım sonraki yıllarda devam etmek istemedi:(.
    Eğitimcilik konusunda da (8 yıllık öğretim üyesiyim) ilk yıllardaki heves ve heyecanı kaybetmemek gerektiğini düşünüyorum. Özellikle idarecilerin olumsuz tavırları, takdir etmek bir yana engellemeleri hatta aşağılamaları, zamanla hevesinizi kırıyor ve heyecanınızı solduruyor. Ne yazık ki eğitim kalitesini arttırmaktan asıl sorumlu kişilerin bunu hiç umursamayıp sadece kendilerine daha fazla güç ve para kazandıracak şeylere itibar ettiklerini gördükçe törpüleniyorsunuz. En azından benim son beş yıldaki tecrübelerim bu yönde:(
    en iyi dileklerimle

  • Melike Türkan Bağlı

    Hem bir eğitimci hem de bir coksesli koro müziği sever biri olarak, hem Devletşah’ın yazdıkları, hem de Koro filmi hakkında söyleyecek çok şeyim var aslında. Ancak şu kadarını söylemekle yetineyim: Eğitim meselemiz, iyi öğretmenler olmadan asla çözülmeyecektir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın, “Bilgisayarsız sınıf kalmayacak!” sloganlarıyla başlattığı ve yürüttüğü kampanyalara hiçbir diyeceğim yok. Tabii ki bizim çocuklarımız da en yeni teknolojilerle tanışmalıdır. Ancak öte yandan görüyorum ki, bilgisayarları tıkır tıkır kullanan çocuklarımız, birbirilerini dinlemekten, düşüncelerini ve duygularını sağlıklı bir şekilde ifade etmekten, temel dil becerilerini edinmiş olmaktan, etkili birer “okur” ve “yazar” olmaktan uzaklar… Neden? Çünkü bütün bunlar, işini iyi yapan ve iyi yetişmiş öğretmenler sayesinde gerekleştirilebilecek şeyler. Ve bizdeki öğretmen yetiştirme sistemi ciddi zaaflar gösteriyor.

    Birtakım “kozmetik” işlerle (bilgisayarlar, bence bu konuda verilebilecek en iyi örnek) uğraşırken, eğitimin doğrudan ve en önemli ajanının iyi yetiştirilmemesi, güçsüz bırakılması, onun ihtiyaçlarına duyarsız kalınması kabul edilemez…

    Ben de Fatma Hanım gibi “Aaah, ahh” diyorum ama bir yandan da ümitsiz olmamaya çalışıyorum. Biz de bunları söylüyoruz ve elimizden geleni yapmak için uğraşıyoruz. İnşallah bir gün emekler karşılık bulur…

  • tutku

    ya ben nette koronun müzigini bulamadım varsa sölermisiniz?

  • Ebru Baranseli

    Yaziyi ancak simdi okuyabildim. Harika bir analiz olmus canim. Benzer kaygilari paylasiyoruz. Eline saglik.

Yorum yapın

YORUMU GÖNDER